Eskiden bir evin kapısı yalnızca bir giriş değildi. Bazen dostluğun, dayanışmanın ve güvenin kapısıydı.
Komşu, ihtiyaç olduğunda ilk aranacak kişilerden biriydi. Bir tabak yemek paylaşılır, hastalıkta hâl hatır sorulur, çocuklar birbirlerinin evinde büyürdü.
Bugün ise aynı apartmanda yıllardır yaşayan insanların birbirlerinin adını bilmediği bir dönemdeyiz.
Asansörde karşılaşıyoruz.
Başımızı eğiyoruz.
Kısa bir sessizlik…
Sonra herkes kendi kapısına gidiyor.
Modern şehir hayatı bize hız kazandırdı ama belki de en önemli şeyimizi yavaş yavaş elimizden aldı: birbirimizi tanımayı.
Oysa insan yalnızca kendi evinin içinde yaşamaz. Bir sokağın, bir mahallenin, bir şehrin parçasıdır.
Bir gün elektrik kesildiğinde, hastalandığımızda veya başımıza beklenmedik bir şey geldiğinde aslında ne kadar çok insana ihtiyaç duyduğumuzu fark ediyoruz.
Komşuluk büyük fedakârlıklarla başlamaz.
Bir "Günaydın" ile başlar.
Bir kapıyı tutmakla, hâl hatır sormakla, ihtiyaç olduğunda yardım etmekle büyür.
Belki de şehirlerimizi yeniden yaşanabilir hale getirmek için yalnızca yolları, binaları ve parkları değil, insanlar arasındaki mesafeyi de azaltmamız gerekiyor.
Çünkü güvenlik kameraları bizi koruyabilir.
Ama zor günümüzde kapımızı çalacak bir komşunun yerini hiçbir kamera tutamaz.
Şehirleri beton büyütür.
Mahalleleri ise insanlar yaşatır.